Anasayfa | Tarihçe | Resimler | Ziyaretçi Defteri | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS

Arama


Gelişmiş Arama

Anket

KEÇECİ BABA'YI ZİYARET ETTİNİZ Mİ?



Tüm Anketler

Sayaç

Bugün :   65
Toplam :   111818
IP :   38.107.191.81
Günün Sözü
    -----------------------------------

Yurtta sulh, cihanda sulh.
M.KEMAL ATATÜRK


ÇAĞDAŞ OLMAK...

Türk ulusunun şanlı tarihinde, bilinen binlerce yılın verdiği gelenek ve görenek içinde kazanmış olduğu toplumsal davranış biçimi, başka ulusların kıskanacağı nitelik ve niceliktedir. Türk insanının nitelikleri arasında; doğaya bağlılık, saygı ve sevgi, başkalarına, onların eserlerine, düşünce ve inançlarına duyulan hoşgörü ve misafirperverlik gibilerinin yanı sıra Asya ve Akdeniz yöresi insanlarına özgün, heyecanlı, tartışmaya, kavgaya eğilimli, girişimci ve dayanıklı yapı da bulunmaktadır.

Kategori  Kategori : Faydalı bilgiler
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 174
Tarih  Tarih : 23 Mart 2009 23:38

Çağdaş Olmak!

İsmail Halûk GÖKÇORA

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi

 
Türk ulusunun şanlı tarihinde, bilinen binlerce yılın verdiği gelenek ve görenek içinde kazanmış olduğu toplumsal davranış biçimi, başka ulusların kıskanacağı nitelik ve niceliktedir. Türk insanının nitelikleri arasında; doğaya bağlılık, saygı ve sevgi, başkalarına, onların eserlerine, düşünce ve inançlarına duyulan hoşgörü ve misafirperverlik gibilerinin yanı sıra “Asya ve Akdeniz yöresi insanları”na özgün, heyecanlı, tartışmaya, kavgaya eğilimli, girişimci ve dayanıklı yapı da bulunmaktadır.

Çağdaş dünyanın zorlamaları, ekonomik sıkıntılar; bireylerin birbirlerine yönelik saygı ve güvenlerindeki sarsılmalar, kopmalar; karmaşaya yol açmakta ve genç “Türkiye Cumhuriyeti sosyal düzeni”ni kimi zaman tehdit etmektedir. Bireysel gönenç ne kadar üstün ya da yeterli olursa olsun; karşılıklı saygının bulunmadığı bir ortamda vatandaşlık kavramı ve içinde yaşanılan topluma sevginin azalması da kaçınılmazdır. Dahası; başkalarının haklarını ve önceliklerini düşünmekten uzak bir eğitimsizlik ya da düşünce ve yetişme biçimi; iletişimi eksik, kuralları hiçe sayan “ilkel bir insan kümesi”ne dönüşmektedir. Aşağıda bazı örneklerini vereceğim davranış biçimleri; sokak kültürümüze, Türk insanının önündeki zorluklara, çağdaş inanç ve eğitimin önemine biraz olsun açıklık getirecektir.

Hastasını hastanede ve evine yeni döndüğünde ziyaret eden insanlarımızın hastanın sağlığı ve hastanenin işleyişi yönünden dikkatli olmaları ve belirli kurallara uymak zorunda olduklarını bilmeleri gerekmektedir. Sayrılı (hasta) ya da ameliyat olmuş insanımızın başına toplanan bireylerin düşüncesizlikle verebileceği zararlar (Çok kişinin aynı anda ziyareti, yanlarında gereksiz, hâttâ zarar verebilecek yiyecekleri getirip hastaya yedirmeleri, zamanlı zamansız hastane hizmetlerini engelleyen ya da bozan davranışlar [ziyaret saati dışı ya da çok kalabalık olarak ziyaret], bulaşıcı hastalıklar, çocukların algılaması yönünden sakıncalar bulunan koşullar [bacağın dizden aşağı kesik oluşu, ağır yaralı bir surat gibi], vb.) böyle durumlara basit birer örnektir.

Bir başka örnek; sokaktaki insanımızın karayolu taşıtını, trafiği ve başka insanların yaşamını tehlikeye atacak biçimde kavşakta, köprü üstünde ya da altında, trafik akışının çok yoğun olduğu merkezlerde, yol büklümünde ya da eğiminde durdurmaları ya da hiçbir kurala dikkat etmeyen yaya davranışlarında bulunmalarıdır. Bu sakıncalı durum; “toplumda, rüşvet verenin rüşveti alan kadar suçlu olduğu” sıkıntılı ve yanlış davranışı yansıtır. Toplum düzeni açısından bakıldığında; ne taşıtı kullanan kimsenin ne de onu yoldan çevirerek durduranın böyle bir eyleme hakkı vardır ! Diğer bir deyişle; hem arabayı çevirip durduran, hem de duran aynı ağırlıkta suçludur. Oysa, çoğu kimsenin buna aldırış etmediği, hiçbir sakınca yokmuş gibi çevreye ve topluma aldırmaz davranışta bulunduğu ve bu davranış biçiminin neredeyse her an güncel yaşamında yinelendiği gerçeği vardır. Yayaların “üst-ya da alt-geçit”in bulunduğu yerlerde trafiği yoğun caddelere dalmaları, trafik sinyalizasyonuna uymamaları ve bunu izleyen diğer vatandaşların olayı umursamayıp onları uyarmamaları da kabul edilemez. “Trafik canavarı” kimliğiyle tehlikeli ve hızlı vasıta kullanımı, gerekli gereksiz yerde durmalar, işaret vermeden dönmeler, beklemeler de bir o kadar toplum sağlığını tehdit etmektedir.

Ülkemiz üzerine radyoaktif serpinti geldiğinde, “doğal âfet”te, terörist eylem ya da savaş koşulunda; kendi toplumunu yeterince düşünmeyen, önlem almayan, yara sarmayan, gelecek kuşakların önünü açmayan yöneticiler bulunduğu sürece, Türkiye’nin çağdaş uygarlık düzeyini geçmesi bir yana, ulaşması bile söz konusu değildir. Bunun için bireylerimizin fazlasıyla eğitimli ve içinde yer aldıkları topluma yönelik yeterince duyarlı olması şarttır. İnsanımızın hasletlerinden olan; doğaya saygıyı ve sevgiyi sürdürmemiz gerekir. Ormanları, “flora ve fauna”yı korumalı, çevre bilincimize dikkat etmeliyiz. Atıklarımızın ve başkalarının atıklarının ülkemizi pisletmesine izin vermemeliyiz.

Eğitimdeki yetersizliğimizin yanı sıra birlikte yaşamanın ve bireysel çıkarların ötesine geçmekteki başarısızlığımız, olumlu beklentilere de ulaşamamamıza nedendir. Yabancı insanlara saygıda kusur göstermeyen, ülkemizde var olan; bunca bakımsız ve düzensiz ortamı olağanmış gibi karşılayan, başta kendine, sonra içinde yaşadığı topluma saygıda yoksun, kültür ve eğitim yetersizliği içinde yaşayan insanımız, çağdaşlıkla bağdaşmamaktadır. Bu aşamada atalarımızdan gelme genetik yapılanmamızın üstüne; insanı değiştiren, geliştiren, sosyalleştiren etmenler arasında bireyin içinde yaşadığı toplum ve onun kendisine sunduğu görgü ve eğitim çok önemlidir. Eğitimin genel işlevi, bireyin topluma uyumunu sağlamak, bunun için onda var olan istidat ve yeteneklerin en son sınıra kadar gelişmesini ve bu işlevlerin gerçekleştirilmesi için gerekli davranış biçimlerinin kazandırılmasını sağlamaktır. Eğitim-öğretim süreci plânlanırken mutlaka bireyin özellikleri, yaşadığı çevre, kültürel özellikleri, ekonomik yapısı ve yaşantı alanı göz önünde bulundurulmalıdır. Eğitim; kişinin yaratıcılığına, sorun çözebilme becerisine, özgür düşünebilmesine, eleştirebilmesine, kendine öz güven duymasına, soru sorma birikimine, cesaret sahibi olmasına, etik ve estetik bir ruh oluşturmasına yardımcı olmalıdır. Ancak, alınan eğitim ölçüsünde birey başta kendisine, sonra ailesine, ulusuna ve dünyadaki diğer insanlara yarar sağlayabilir.

Güncel eğitimimizde, öğrenme işlevinin bireyin etkin katılımıyla en üst düzeye ulaştığı bilincine varılması, “öğrenici”nin gayret göstermesi ve işlenen konuya ilişkin aşamalarda katılımcı olmasının yararı, öğrenci merkezli eğitim yöntemlerinin gereğini ortaya koymuştur. Dinin yanlış yorumlanarak geçmiş zamandaki teknik yetersizliklere ve eğitim eksikliğine bağlı olarak yöneldiği, ezberletme ağırlıklı eğitim ise tümüyle çağımıza uymamaktadır. Kişinin katıldığı eyleme dikkatini tümüyle vermesini ve ilgisini dağıtmadan öğrenme sürecine girişmesini sağlayan uygulamalı eğitimde; öğrenci yaşayarak öğrendiklerini unutmamakta ve bu öğrendiklerini diğer öğrenmiş olduğu bilgilere aktarabilmektedir. Diğer yandan, ne yazık ki; ülkemiz aile göreneklerinde bireyin yaşama atılmasını sağlayacak bilinçli bir yönlendirmeden yoksundur. Salt koruyucu gerekçelerle, ailenin çocuklarını yetersiz eğitmesi gerçeği vardır. Bina ve derslik koşulları, ders konuları, kapsamı ve işleme biçimi yönünden bu yetersizlikler ele alınırsa; çağdaş insan kişiliğini kazanamayan, özgüvenden yoksun, “ezberleyen öğreniciler” yetiştirmekteyiz. Durum, dünyanın güncel koşullarına uyamamaktadır. Sonuçta, Türkiye bocalamakta ve çağdaş uygarlığa ulaşım yolunda zaman kaybetmektedir. Bu yüzden, edindiği bilgi, beceri, tutum ve davranışları uygun kullanan, analiz ve sentez yapan bireyler yetiştirmemiz mutlak olarak gereklidir.

Türkiye’de, günümüzde devlet ve özel okulların verdiği eğitimini yetersizliğini, özel dershanelerle gidermeye çalışan “çarpık yöntem” vardır. Ülke geleceğine hizmet edecek çeşitli mesleklerden insan gücü yetiştirmek yerine, ilköğretim, lise ve üniversite giriş sınavlarıyla “gençlerimizi elemek esasına bağlı çıkmaz ve uzağı görmeyen bir eğitim düzeni” etkindir.

Eğitimin yanı sıra eğitim-sonrası istihdamın ele alınacağı plânlamaların yapılması, geleceğe ve içinde yaşadığımız toplumun gereksinimlerine göre bunların düzenlenmesi elzemdir. Günümüz Türkiye’sinde eğitim yalnız dikey doğrultuda ele alınmaktadır. Zengin ve fakir (olanaklar ve olanaksızlıklar) ayrımı içinde gençlerimiz mesleksiz ve geleceklerinden yoksun bırakılmaktadır. Dünyada çocuk ve gençler üzerine bayramı bulunan çok ender ülkelerden biri olan Türkiye için bu durum aslında bir utanç nedenidir.

Kadını ikinci sınıf vatandaş yerine koyan anlayışın yansıtıldığı simgelerin ikide-bir ön plâna çıkartılması ve ülke gündeminin gereksinimi olan konuların halkın gözünden kaçması için çaba sarf edilmesi ülkemiz yararına değildir. Hilâfetin geri getirilmesini amaçlayan görüşlerin artık ulusal olmaktan uzaklaşmış eğitim sistemimiz içine yerleşmesi Türkiye’nin geleceğini karartmaktadır.

Bu yanlışların temelinde eğitimdeki eksikliklerimiz ve toplumdan kendi adlarına çıkarları olanların gizli emellerini gerçekleştirmek için kurdukları oyunlar söz konusudur. Toplum yerine bireysel çıkarlarını düşünenlerin hiç çekinmeden ve ülke geleceğine, uluslararası etkinliklerimize kötü nitelikleri dikkate almadan oluşturdukları; halktan kopuk, gizlenmiş kıskaçları (emelleri, “komplo”ları) giderek toplumumuzu daha büyük bunalımlara sürüklemektedir. Avrupa Birliği (AB) tarafından Türkiye’den istenilen tavizler, AB kapısında bekletildiğimiz bugünlerde; ülkemiz insanının daha iyi gönence kavuşması hedefini ve insanlarımızı zorlamaktadır. Uzağı göremeyen ve ülke geleceğini düşünmeyenler tarafından “günü kurtarmak” amacıyla yerli kaynaklarımızın, kurumlarımızın satılmasından ancak ve ancak yabancıların yararlanmaları ve ülkeyi daha da fazla sömürmeleri çıkarılabilir. Kimliğini kaybetmiş ve kişiliğini arayan bir ulus haline dönüştüğümüz bu günleri dikkatle düzelteceğimiz ve ilkelerimize sahip çıkacağımız aydınlık ise yakındır. Felsefî açıdan bakıldığında bile; tarihin hemen her aşamasında olduğu gibi ancak gerilimler (stres, aykırılıklar, güç koşullar) sonrasında buluş, keşif, rahatlama, gönenç ya da huzura kavuşulmaktadır. Çelişkiler ile çatışmalar sonuçta; mantığımıza uygun seçimleri yapmamızı sağlamaktadır.

Demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, anayasamızda belirtildiği gibi ülke bütünlüğünü, toplum huzurunu, dayanışmayı ve eşitlik-adalet anlayışını bu ilkeler çerçevesinde sağlamakla yükümlüdür. Bu açıdan bakıldığında; “Tanzimat Fermanı” ile başlayan “ Osmanlı aydınlanması” yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin hedeflediği çağdaş devlet kavramı yapısında; ulusalcılık, vatandaşlık, anayasacılık, özel mülkiyet hakkı ve lâiklik gibi konularda ilerlediğini görebiliriz.

Ancak, çizelge 1 ve 2’de izlenilen istatistiksel bilgiler çerçevesinde; ülkemiz hastanelerinde 189 000 yatak varken aynı anda 26 000 000 vatandaşımıza camilerde ibadet olanağı sağlanması; çağdaş eğitime karşı dine yöneltilen ilginin ayrıcalığını göstermektedir. Diğer yandan aynı yıl istatistiklerine göre Almanya’da 70 000 sağlık kurumuna karşılık yalnız 8 000 kilise, Fransa’da 60 000 sağlık kurumuna karşılık 9 000 kilise bulunması bu ilginç çelişkimizi belirgin bir biçimde ortaya koymaktadır.

Diğer yandan 2004 Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre; Türkiye’de kütüphane sayısı 1 435 iken, Almanya’da bu sayı 11 332, Fransa’da ise 4 000’dir.

Türkiye’deki cami yaptırma ve Kur’an kursu dernekleri sayısı 14 403’tür. Devlet yapılanmasında yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, “Devlet”ten sekiz ayrı bakanlığın bütçesinden daha fazla malî destek görmektedir.

Yöneticilerin gerçekleri halktan sakınmaları yerine, tüm açıklığıyla onları aydınlatıp güvenlerini kazanması, ülke adına doğru ve uzak görüşlü eylemlerde bulunmaları gerekirken, toplumun gönenci yerine, bireysel çıkarlara hizmet etmeleri kabul edilmez bir durumdur. Dogmalar, bilimin kaynağı olan hür düşünceye tercih edilmektedir. Halkın saf dinsel inançları kullanılarak siyaset yapılmaktadır. Benzer davranış, “bilim-insanı” diye halkımızın vergileriyle eğitilen bireylerin bazılarının, dış güçlerin yönlendirmesi ve “işbirlikçiler”in kabulüyle; ne yazık ki kişiliksiz, yaratıcı ve özgün olmayan eser oluşturmalarına yol açmaktadır. Yalnız akademik yükseltilmenin peşinde olan, topluma yönelik görevlerini devre dışı bırakmış bilim-insanlarının bu ulusa kendilerinden beklenilen yararları olmayacaktır.

Ulu önderimiz “Gazi Mustafa Kemâl” "...hayatını ve istiklâlini kurtarmak için çalışan erbâb-ı sâyız, zavallı bir halkız ....memleket baştan nihayete kadar harâbezârdır. Her yerde baykuşlar ötüyor, milletin yolu yok, serveti yok, hiçbir şeyi yok. Bütün millet acınacak bir fakr-ü sefalet içindedir. Oysa millet bu fakr-ü sefaleti kabul etmemektedir....artık vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor", demiştir.

Bununla birlikte; "gönenç devleti" hedefi “Atatürk”e göre ana amaç değildir. Asıl amaç "çağdaş uygarlık" tır. Gönenç devleti fikri sadece çağdaş uygarlığın maddî temelini oluşturması açısından benimsenmiştir. "Çağdaş uygarlık" kavramı “Atatürk'ün çoğu konuşmalarının ana-fikrini oluşturur: "Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asrî ve bütün mânâ eşkâliyle medeni bir içtimai heyet haline isal etmektir ".

Çağdaş uygarlığa ekonomik ve kültürel kalkınmayla ulaşılması söz konusudur. 1920’li yıllarda, “Atatürk”e göre çağdaş topluma katılmak Batılılaşmayı gerektirmektedir: Bunu, "Memleketimizi asrîleştirmek istiyoruz. Bütün mesaîmiz Türkiye'ye asrî, binaenaleyh garbî bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmeyi arzu edip de Garba teveccüh etmemiş millet hangisidir ?", “ Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin terakkisi için de bu yegâne medeniyete iştirak etmesi lâzımdır.” diye ifade etmiştir.

Çağdaş olmayan insan, her şeyi büyüsel ve ilâhî bir nedene bağlar, olayları denetleme gücünü kendinde görmez. O’nun gözünde Tanrı ile her olay arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünya ve evrene yönelik iki bakış açıları doğrudan bireyi ve toplumu ilgilendirir: Dinsel ya da dogmatik diyebileceğimiz uhrevî bakış açısına göre; evren, dünya ve insan yüce bir varlığın; yaratanın ürünüdür. Çevremizde olup bitenler hep "takdir-i İlahi"dir. Doğal olarak yaratıcının takdirine karışılmaz. Bunun için de herkes Tanrının belirlediği yazgıya, kadere rıza göstermeli, haddini bilmeli, kanaat etmeli ve azla yetinmelidir. Bütün dertlerimizin nedeni ve kaynağı olarak gösterilen "kahpe felek" herhalde bu zihniyetin ürünüdür ! Atatürk'e göre çağdaş uygarlık "ilim"e dayanmaktadır. "Millet" der Atatürk "beynelmilel mücadele sahasında hayat ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak muasır medeniyette bulunabileceğini bir sabit hakikat olarak umde kabul eylemiştir”.

“Çağdaş insan”
Çağdaşlık kavramı, günümüzün gerektirdiği sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik gelişmişlikle ilgili bir anlayışı nitelemenin yanı sıra; bireyin içinde bulunduğu tarihsel ve kültürel koşullarla birlikte ele alınması gereken göreceli bir kavramdır. Anlamı, salt toplumun bireylere sunduğu güncel fırsat ve olanaklardan yararlanmak olmakla sınırlandırılmamalıdır. Bireyin içinde bulunduğu toplumda çağdaş anlamda bir yaşam sürdürebilmekten de öte çağdaşlığı, çağdaşlaşma yolunda toplumun daha da ileriye taşınabilmesi çabalarında sorumluluklar üstlenmeyi de içerir.

Toplumun ve örgütlü yaşamın, ailenin ve okulun bireyin eğitilmesindeki rolü yadsınamaz. Bireyin kişilik yapısının oluşturulmasında ve kişiler-arası ilişkilerde; işte bu yetiştiriliş yöntemi çağdaşlık yolunda önümüze bir engel oluşturmaktadır. Yine bu çerçeve içinde; çağdaş bilim anlayışından yoksunluk dünya bilimindeki yerimizi çok dar bir alana sıkıştırmaktadır. Toplumda çağdaş çevre sorunlarının farkına varılması ve çevre bilincinin oluşturulması gibi konular ise; dikkatimizin, eğitimimizin eksikliği ya da yetersizliği ve sokak kültürümüzün kısıtlılığı sonucu giderek gecikmektedir. Evine yeterli ve doğru değerde besin götüremeyen halkının sorunlarını gidermeye yönelmeyen yöneticilerin bireysel çıkarlarını ülke çıkarlarından üstün görmeleri ise büsbütün işi yokuşa koşmaktadır.

Çağdaş toplumu çağdaş olmayandan ayıran başlıca özellik; çağdaş insanın insana ve evrene nesnel bir gözle bakabilmesidir. Çağdaş insan olayları ve olguları nesnel bir şekilde gözleme ile akılcı bir sisteme bağlama yeteneğine sahiptir. Çağdaş insanın özellikleri oldukça kapsamlı bir şekilde aşağıda açıklanabilir:

1. Devlet hayatından özel yaşamına kadar her şeyi akılcı bir şekilde düzenlemeye çalışan,

2. Yeni deneyimlere hazır, yeniliklere ve değişime açık olan,

3. Yalnız kendi yakın çevresinde değil, onun dışında birçok sorunlar ve konular hakkında kanılar edinme, taşıma eğiliminde olan,

4. Çevresindeki tutum ve kanıların çeşitliliğinin farkında olan,

5. Bu farkları korkusuzca kabullenebilen ve onlara dogmatik ve hiyerarşik bir şekilde yaklaşma gereğini duymayan,

6. Geçmişten çok; bu güne ve geleceğe yönelen,

7. Plânlamaya ve örgütlenmeye yönelen, bunlara ilgi duyan; hâttâ bu tür faaliyetleri hayatı düzene sokmanın bir aracı olarak gören,

8. İnsanın amaç ve hedeflerini gerçekleştirebilmesi için çevrenin egemenliğine girmek yerine, o çevreye egemen olmayı öğrenebileceğine inanan,

9. Dünyanın tahmin edilebilir olduğunu düşünen, çevresindeki kurumların ve diğer kişilerin yükümlülük ve sorumluluklarını yerine getireceklerine güvenen,

10. Davranışlarını kader ya da kaprisle belirlemeyen,

11. Başkalarının duyarlılıklarına daha çok bilinçli olan ve onlara saygı duyan,

12. Bilim ve teknolojiye güvenen,

13. Ödüllerin kaprise ya da kişinin özel niteliklerine göre değil, yaptığı katkıya göre dağıtılması gerektiğine inanan,

Günümüzde doğal çevre, uyum gösterilecek zorunluluklar üreten bir kaynak olmaktan çıkmıştır. Daha çok maddî gereksinimlerin en geniş ölçüde karşılanması için akıl (bilim ve teknoloji) yoluyla egemen olunması gereken bir nesneler evreni durumuna gelmiştir. Bu yaklaşım, insanın sosyal niteliklerinden çok bireysel çıkarlarını gözetmesine yol açmaktadır.

Ulu önder, “Atatürk”ün de çağdaş insan ve toplumu bu yönde değerlendirdiğini gösteren konuşmaları vardır. Örneğin, Türk devriminin gerekçesini açıkladığı, Ankara Hukuk Mektebi' nin açılışında yaptığı ünlü konuşmasındaki şu satırlar dikkat çekicidir:

"Türk devrimi nedir? Bu devrim sözcüğünün ilk anda çağrıştırdığı ihtilâl anlamından başka, ondan daha geniş bir dönüşümü ifade etmektedir. Bu günkü devletimizin şekli yüzyıllardan beri gelen eski şekilleri ortadan kaldıran en gelişmiş tarz olmuştur. Milletin varlığını sürdürmek için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ yüzyıllardan beri gelen şekil içeriğini değiştirmiş; yani millet dinsel ve geleneksel bağ yerine Türk milliyeti bağıyla bireylerini toplamıştır. Millet uluslararası genel mücadele alanında yaşam sebebi ve gücü olacak iklim ve araçların ancak çağdaş uygarlıkta bulunabileceğini değişmez gerçek bir ilke olarak benimsemiştir. Özetle Efendiler, millet saydığım dönüşüm ve devrimlerin zorunlu gereği olarak; genel yönetimin ve bütün yasalarının ancak dünyevi ihtiyaçlardan esinlenmesini ve ihtiyaçların değişip gelişmesiyle sürekli değişme gelişmesini temel olan bir yönetim zihniyetini(anlayışını) yaşam nedeni saymıştır”.

O halde “Atatürkçülük” te, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma ve çağdaş bir toplum olmak için; Türk toplumunun bütün yaşamında bilimsel düşünce ve yaklaşımları temel bir ilke ve hayat görüşü olarak egemen olmasını sağlamak gerekir. “Atatürk”e göre Türk toplumu "ilim ve fen" temelleri üzerine kurulacaktır:

"Evet, milletimizin siyasi, içtimaî hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır. Mektep sayesinde, mektebin vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı, bütün … varlığıyla inkişâf eder."

Çağdaş topluma ulaşmak için ne yapmak gerekir ? Ülke eğitim sistemimizi düzeltirsek Türkiye'nin sorunu çözülür mü ? Yani sorun bir "maarif" sorunu mudur ? Türk aydını yaklaşık 150 yıldan beri bu sorunun çözümüyle uğraşmaktadır !

Atatürk'ün önderliğinde kurulan “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin özelliklerini çağdaş toplumu yaratmanın ön koşulları olarak görmek gerektiğini söyleyebiliriz. Ulusalcı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti anlayışının çağdaş toplumların siyasal sistemlerinin temelinde yer almaya devam ettiğine bakarak bu ilkelere sahip çıkmaya devam etmemiz gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

“Dördüncü Kuvvet” ve “Sürü Toplumu”
Toplumu eğitmesi ve yol göstermesi beklenilen; “4. Kuvvet” (basın ve yayın), büyük çoğunluğuyla; gerek erişkinlerin gerekse çocukların eğitimlerine gerçekleştirebileceğinin çok altında katkıda bulunduğu gibi, ayrıca kişinin gelişmesini ve ruh yapısını etkileyecek sakıncalı görüntülerin ve sözcüklerin izlenmesini sağlayarak, bu anlamda sorumluluklarını yerine getirmemektedir. Doğal ki, bunda basın ve yayın kuruluşlarında çalışan, bu kurumları yöneten bireylerin kendi yetişmeleriyle ilgili sorunların payı büyüktür. Dahası; ne yazık ki, Türk insanı böyle yanlış davranmayı olağan karşıladığı gibi, yozlaşmalara, bireysel haklara zarar verilmesine ve toplum sorunlarına yol açabilmesine değin vurdum-duymazlığını sürdürmekte, bu duruma yaygın ve etkin bir tepki bile göstermemektedir. Olaylar, bireyin kendisine ya da başka insanlara yapılan haksızlıklar, tehlikeli davranışlar ya da aldırmazlık derecesinde görevini yapmama gibi koşullarda bile tepkisiz, “sürü toplumu” haline dönüşmemizi sağlamaktadır. Diğer yandan “4. Kuvvet”ten birine ya da ülkenin en üst yargı organlarını yıldırmaya yönelik şiddet (terör) uygulandığında; diğerlerinin, halkın ve yönetimin kayıtsız kalması da kabul edilemez. Sürecin böyle işlemesiyle; Türkiye’nin çağdaş toplum düzenine ulaşması giderek güçleştirilmektedir. Diğer bir deyişle; bireyin “biyo-psiko-sosyal bir varlık” olduğu akılda tutularak, onun mantığı ve kişiliğine uyan bir kurallar kavramına ulaşması ve onun topluma olumlu bir birey haline gelmesi için eğitimin önemi üzerinde özenle durulması gerektiği bir kez daha karşımıza çıkmaktadır.

Kaynaklar

1) Özpoyraz N: Duygudurum Bozuklukları. Ders Notları. http://www.cu.edu.tr/psikiatri

2) Can G: Çağdaş Yaşam Çağdaş İnsan. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi. http://www.au.edu.tr ISBN 975-492-769-3

3) Demir F: Atatürkçü Düşünce Işığında Çağdaş Toplum. http://www.mersin.edu.tr

4) Ertürk F: Eğitim Sorunları Raporu, Sabah Gazetesi, 15.06.2004 http://www.sabah.com.tr

5) İnalcık H: Atatürk ve Türkiye’nin Modernleştirilmesi. Atatürk ve Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Eğitimi ve Türk Kültürü Konusunda Seçme Yazılar Ed: Atılgan E, Ankara, Ank Üniv Basımevi, yayın: 221, 2006, s: 289-296 http://www.ankara.edu.tr ISBN: 975-482-702-8

6) Ersoy O: Eğitim Seferberliğinde Kütüphanelerimizin Rolü. Atatürk ve Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Eğitimi ve Türk Kültürü Konusunda Seçme Yazılar Ed: Atılgan E, Ankara, Ank Üniv Basımevi, yayın: 221, 2006, s: 212-213 http://www.ankara.edu.tr ISBN: 975-482-702-8

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Faydalı bilgiler

En Çok İncelenen Haberler

BAŞKAN MESAJI BAŞKAN MESAJI
RIZA YİĞİT:Değerli Dostlar;Vakfımızın amaçlarının başında bu büyük zatı dünyaya tanıtmak gelmektedir.

Son Dakika Haberleri

Üye Paneli

 Üye Adı :
 Parola    :  
Kayıt Formu  |  Unuttum ?

© 2005-2007 Tüm Hakları Saklıdır

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi